İMEAK DTO Şubat 2026 AB Bülteni
SİRKÜLER NO: 23.1 / 86-54 = 11/02/2026
Avrupa'da denizcilik sektöründe enerji verimliliği uygulamaları, deniz çevresinin korunması, dijital dönüşüm, denizcilikte teknolojik uygulamalar ve araştırma alanında meydana gelen güncel gelişmelere ilişkin çeşitli kaynaklardan derlenen haberler bilgilendirme amacıyla aşağıda sunulmaktadır.
1. Güney Kore, Yapay Zekâ Destekli Otonom Gemileri Hızlandırmak Amacıyla M.AX İttifakını Kuruyor
Güney Kore, yapay zekâ
destekli otonom gemi pazarındaki fırsatları değerlendirmek amacıyla kamu ve
özel sektör iş birliğinde yeni bir girişim başlatmaya hazırlanıyor. Güney Kore
Ticaret, Sanayi ve Enerji Bakanlığı (MOTIR) ile Okyanuslar ve Balıkçılık Bakanlığı
(MOF) tarafından hayata geçirilen M.AX (Manufacturing AX) İttifakı, otonom gemi
teknolojilerine odaklanmakta. Söz konusu girişim; gemi inşa sanayi, deniz
taşımacılığı sektörü ve yapay zekâ firmalarını bir araya getirerek ortak bir
veri altyapısı oluşturmayı ve iş birliğine dayalı bir tecrübe çerçevesi
geliştirmeyi amaçlamaktadır. Yaklaşık 50 kamu ve özel sektör kuruluşunun yer
aldığı ittifak; tersaneler, gemi işletmecileri, deniz ekipman üreticileri,
üniversiteler, araştırma kuruluşları ve yapay zekâ şirketlerinden oluşmaktadır.
İttifak kapsamında, otonom gemi teknolojilerinin geliştirilmesine yönelik veri
paylaşımı, saha uygulamaları ve deneme seferleri yürütülecektir.
Güney Kore Hükümeti, 2020 yılından bugüne kadar otonom gemi teknolojilerinin birinci faz geliştirme süreci için toplam 160,3 milyar Kore Wonu (yaklaşık 112 milyon ABD Doları) tutarında yatırım gerçekleştirmiştir. Bu yatırımlar sayesinde, uluslararası hatlarda gerçekleştirilen gerçek deniz denemelerinde, IMO Deniz Otonom Yüzey Gemileri (MASS) Seviye 2 ile Seviye 3 arasında yer alan “MASS Seviye 2.5” düzeyine karşılık gelen otonomi seviyesinde başarı sağlanmıştır. Bu seviye; gelişmiş otomasyon ve uzaktan destek sistemlerini içermekle birlikte, emniyet gerekçesiyle gemide mürettebatın bulunmaya devam ettiği bir yapıyı ifade etmektedir. MOTIR tarafından yapılan açıklamada; ikinci faz geliştirme sürecinde tecrübe verilerinin güvenli şekilde elde edilmesi ve paylaşılmasının kritik önemde olduğu, bu nedenle M.AX İttifakı’nın kurulduğu belirtilmiştir. Katılımcı kuruluşlar; tersanelerin sahip olduğu gemi tasarım ve deniz denemesi verileri, gemi işletmecilerinin operasyonel seyir verileri ile yapay zekâ firmalarının algoritma ve veri işleme kabiliyetlerini birleştirerek, otonom seyir yapay zekâsının güvenilirliğini ve teknolojik olgunluğunu artırmayı hedeflemektedir.
Bu girişimi desteklemek amacıyla, Kore Endüstriyel Teknoloji Planlama ve Değerlendirme Enstitüsü ile Kore Denizcilik İşletmeleri Kurumu, yapay zekâ tabanlı otonom denizcilik ekosisteminin geliştirilmesine yönelik bir Mutabakat Zaptı (MoU) imzalamıştır. Önümüzdeki yıl itibarıyla MOTIR ve MOF; otonom gemi teknolojilerinde yapay zekâ eğitimi için dünyanın en büyük kamuya açık veri setinin oluşturulmasını hedefleyen tecrübe projelerini başlatmayı planlamaktadır. Bu çalışmalarla birlikte, tam otonom (fully autonomous) gemilerin geliştirilmesine yönelik teknolojik ilerlemenin hızlandırılması amaçlanmaktadır. İttifak, vizyonunu “S·E·A” yaklaşımı çerçevesinde; uluslararası standartlarla tam uyumlu şekilde teknolojik gelişmenin hızlandırılmasını (Speed), büyük ve küçük ölçekli firmalar ile kamu ve özel sektör paydaşları arasında güçlü, kapsayıcı ve bütüncül iş birliklerinin tesis edilmesini (Engagement) ve karşılıklı faydaya dayalı, uzun vadeli ve sürdürülebilir iş birliği mekanizmalarının oluşturulmasını (Alliance) esas alan bir yapı olarak tanımlamaktadır. Ayrıca, Kore Gemi İnşa ve Açık Deniz Sanayii Birliği ile Kore Gemi Sahipleri Birliği, önümüzdeki yılın ilk çeyreğinde; otonom ve çevre dostu gemi teknolojileri, denizcilik sanayi kümelenmeleri ve nitelikli insan kaynağının geliştirilmesine odaklanacak stratejik bir konsey kurulması konusunda mutabakata varmıştır. Bu kapsamda, Güney Koreli gemi sahipleri ile yerli tersaneler arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesine yönelik ilave tedbirlerin geliştirilmesi de planlanmaktadır. (Kaynak: Lloyd’s List Web Sitesi)
2. BIMCO’nun En Son
Biyokirlenme (Biofouling) Anketi Bulguları
BIMCO’nun 2024 yılında
gerçekleştirdiği biofouling anketi, denizcilik sektöründe biyo-kirlenme
yönetiminin yüksek bir farkındalık ve uygulama düzeyine ulaştığını ortaya
koymaktadır. Ankete katılan şirketlerin %97’si, antifouling kaplama
sistemlerini gemi tipi, operasyon profili ve hizmet süresine göre belirlediğini
ifade etmiş; %77’si gemiye özel Biofouling Yönetim Planı (BMP) ve performans
izleme sistemleri uyguladığını, %74’ü ise düzenli denetim ve kontrol
faaliyetleri yürüttüğünü bildirmiştir. Antifouling sistem seçiminde maliyet ve
tedarik edilebilirliği öncelik olarak görenlerin oranı yalnızca %39 olup, bu
durum sektörün uzun vadeli performans ve güvenilirliği ön planda tuttuğunu
göstermektedir. Kaplama türleri açısından bakıldığında, biyosidal antifouling
kaplamalar %80’in üzerinde kullanım oranıyla hâkim konumda kalmaya devam
etmektedir.
Anket, antifouling
sistemleriyle ilişkili teknik sorunların son yıllarda arttığını da ortaya
koymaktadır. 2021 yılında yalnızca 3 şirket antifouling başarısızlığı
bildirirken, 2024 anketinde bu sayı 14 şirkete yükselmiştir. Bildirilen
başarısızlıkların %78’i uygulama hatalarından, %50’si çevresel koşullardan ve
%35’i kaplama sistemlerinin zamanla bozulmasından kaynaklanmaktadır. Temizlik
uygulamalarında ise reaktif temizlik hâlen yaygın olmakla birlikte, proaktif
temizlik ve “hull grooming” gibi erken müdahale yöntemlerinin kullanımında
artış gözlenmektedir. Katılımcıların %25’i, ilk gövde temizliğini antifouling
uygulamasından sonraki ilk yıl içinde, çoğunluğu ise ilk üç yıl içinde
gerçekleştirdiğini belirtmiştir. Pervane temizlik uygulamalarının ise şirketlerin
yaklaşık üçte ikisi tarafından yılda en az bir kez yapıldığı rapor edilmiştir.
Genel değerlendirme,
sektörün biofouling yönetimini yalnızca operasyonel verimlilik ve yakıt
tüketiminin azaltılması açısından değil, aynı zamanda istilacı sucul türlerin
taşınmasının önlenmesi ve çevresel sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda
ele aldığını göstermektedir. Bununla birlikte liman otoritelerinden alınan
izinler, düzenleyici kısıtlamalar, yüksek maliyetler, olumsuz hava koşulları ve
teknik hizmet sağlayıcıların sınırlı erişilebilirliği önemli engeller olarak
öne çıkmaktadır. Proaktif temizlik uygulamalarında mürettebat üzerindeki iş
yükü 1–5 ölçeğinde ortalama 2,33, yalnızca proaktif temizlik uygulayanlarda ise
2,6 olarak ölçülmüştür. Bu bulgular, gelecekte geliştirilecek uluslararası ve
Avrupa Birliği uyumlu bağlayıcı düzenlemelerde, sektörün sahadaki operasyonel
gerçeklerinin ve teknik kapasitesinin mutlaka dikkate alınması gerektiğini
açıkça ortaya koymaktadır. (Kaynak: BIMCO Web Sitesi)
3. Rüzgarla Tahrik
Edilen Kargo Gemilerinde Saf Yelken Operasyonlarıyla Yakıt ve Emisyon Azaltımı
2025 yılı operasyon
verilerine göre, Fransız bir yelkenli deniz taşımacılığı firması tarafından
işletilen rüzgârla tahrik edilen kargo gemilerinden oluşan bir filo, Atlantik
Okyanusu’nda gerçekleştirilen uzun mesafeli seferlerde saf yelken
konfigürasyonu altında kayda değer süreler seyir yapmayı başarmıştır. Yıl
boyunca toplam 21 gidiş-dönüş transatlantik sefer gerçekleştiren gemiler, bu
süreçte yardımcı makine kullanımını asgari seviyede tutarak geleneksel motor
tahrikli taşımacılığa kıyasla önemli ölçüde yakıt tasarrufu sağlamıştır.
Söz konusu operasyonel
yaklaşım, yalnızca yakıt tüketiminin azaltılmasına değil, aynı zamanda CO²
başta olmak üzere sera gazı ve hava kirletici emisyonların düşürülmesine
doğrudan katkı sunmaktadır. Fransız bir yelkenli deniz taşımacılığı firması
tarafından uygulanan bu model, gemi işletme maliyetlerinin azaltılmasının yanı
sıra, MARPOL Ek VI kapsamında belirlenen emisyon sınırlarına uyum açısından da
etkili bir uygulama olarak öne çıkmaktadır. Saf yelken altında geçirilen
sürelerin artırılması, rüzgâr enerjisinin ticari deniz taşımacılığında yeniden
stratejik bir tahrik unsuru olarak değerlendirilebileceğini ortaya koymaktadır.
Bu gelişme, Avrupa
Birliği’nin Fuel EU Maritime düzenlemesi ile uyumlu şekilde, deniz
taşımacılığında enerji kaynaklarının karbon yoğunluğunun azaltılmasına yönelik
hedeflerle örtüşmektedir. Fransız bir yelkenli deniz taşımacılığı firması
tarafından benimsenen rüzgâr temelli tahrik konsepti; enerji verimliliği,
operasyonel esneklik ve iklim hedefleri bakımından sektör için uygulanabilir
bir geçiş çözümü olarak değerlendirilmektedir. Önümüzdeki dönemde bu tür gemi
konseptlerinin filolarda daha geniş ölçekte yer alması, uluslararası deniz taşımacılığının
net-sıfır emisyon hedeflerine ulaşmasında tamamlayıcı bir rol üstlenebilir.
(Kaynak: TradeWinds Web Sitesi)
4.Dünyanın İlk LNG ve
Rüzgâr Destekli LR2 Tankeri Hizmete Başladı
Uluslararası denizcilik
sektöründe faaliyet gösteren bir denizcilik şirketi, sıvılaştırılmış doğal gaz
(LNG) ve rüzgâr destekli itiş sistemlerini birlikte kullanan dünyanın ilk Long
Range 2 (LR2) tipi tanker gemisini filosuna kattığını duyurmuştur. MT SPA adı
verilen bu tanker, alternatif yakıt kullanımı ile rüzgâr enerjisinden
yararlanan ileri seviye teknolojileri bir araya getirerek, deniz
taşımacılığında sera gazı emisyonlarının azaltılmasına yönelik önemli bir dönüm
noktası olarak değerlendirilmektedir. Söz konusu tanker, Çin’de bulunan bir
tersanede inşa edilmiş ve 2026 yılı başında teslim alınarak operasyonel hizmete
başlamıştır. Gemi, LNG çift yakıtlı ana makine sistemi ile donatılmış olup,
buna ek olarak rüzgâr destekli itiş sağlayan WindWings® tipi kanat sistemleri
ile teçhiz edilmiştir. Bu entegre çözüm, geminin ana tahrik sistemine destek
sağlayarak yakıt tüketimini azaltmayı ve operasyonel verimliliği artırmayı
amaçlamaktadır.
Yapılan teknik
değerlendirmelere göre MT SPA, geleneksel LR2 tanker tasarımlarına kıyasla
Enerji Verimliliği Tasarım İndeksi (EEDI) bakımından kayda değer bir performans
artışı sağlamaktadır. Gemi, mevcut referans EEDI değerlerine göre yaklaşık %50
oranında iyileştirme sunarken, EEDI Faz 3 gerekliliklerinin de %27’nin üzerinde
bir performans seviyesine ulaşmaktadır. Bu sonuçlar, geminin yalnızca güncel
düzenlemelere değil, aynı zamanda gelecekte yürürlüğe girecek daha sıkı
çevresel standartlara da hazır olduğunu göstermektedir. Tasarım ve donanım
özellikleri itibarıyla tanker, Avrupa Birliği FuelEU Maritime Tüzüğü kapsamında
öngörülen uzun vadeli karbon yoğunluğu azaltım hedefleriyle uyumlu olacak
şekilde planlanmıştır. LNG’nin düşük karbonlu bir geçiş yakıtı olarak
kullanılması ve rüzgâr destekli itiş sisteminin entegrasyonu, geminin
operasyonel emisyonlarını düşürürken, ilerleyen dönemde farklı alternatif yakıt
çözümlerine geçiş için de teknik esneklik sağlamaktadır.
Teslimatla ilgili
değerlendirmede bulunan şirket direktörü, geminin filoya katılmasının uzun
vadeli stratejinin önemli bir parçasını oluşturduğunu, bu kapsamda geminin
hizmete alınmasının filonun yenilenmesi ve sürdürülebilir denizcilik hedefleri
açısından kritik bir adım teşkil ettiğini, LNG çift yakıt kapasitesi ile rüzgâr
destekli itki teknolojisinin birlikte kullanılmasının bugünden itibaren gerçek
ve ölçülebilir emisyon azaltımları sağladığını ve aynı zamanda bu yaklaşımın
gelecekte yürürlüğe girecek düzenleyici gereklilikler ile teknolojik
gelişmelere uyum bakımından önemli bir esneklik sunduğunu ifade etmiştir. MT
SPA, aynı tersanede inşa edilmekte olan ve benzer teknik özelliklere sahip
ikinci bir LR2 tanker ile birlikte, şirketin sürdürülebilirlik odaklı filo
yenileme programının ilk örneklerini oluşturmaktadır. Bu gemiler, IMO’nun 2023
Sera Gazı Azaltım Stratejisi ile uyumlu olarak, rüzgâr destekli itiş sistemleri
ve alternatif yakıt çözümlerinin ticari ölçekte uygulanabileceğini ortaya
koymaktadır. (Kaynak: BBN BREAKBULK.NEWS Web Sitesi)
5.Roterdam Limanı
Dünyanın En Büyük Kıyı Elektrik Sistemlerinden Biri İle Elektrifikasyona
Geçiyor
Roterdam Limanı,
denizcilik faaliyetlerinden kaynaklanan emisyonların azaltılması ve liman
operasyonlarının karbonsuzlaştırılması hedefleri doğrultusunda önemli bir
altyapı yatırımını hayata geçirmektedir. Bu kapsamda, küresel ölçekte faaliyet
gösteren özel bir teknoloji ve enerji çözümleri şirketi tarafından, dünyanın en
büyük ölçekli kıyı elektrik (shore power / On-shore Power Supply – OPS)
sistemlerinden birinin tasarımı, tedariki ve kurulumu üstlenilmiştir. Toplam
kapasitesi 100 MVA’nın üzerinde olacak sistemin, 2028 yılının ikinci yarısında
devreye alınması planlanmaktadır. Liman otoritesi ile bir enerji şirketinin
ortak girişimi tarafından yürütülen proje kapsamında, Roterdam Limanı’ndaki üç
ana konteyner terminalinde kıyı elektriği altyapısı tesis edilecektir.
Kurulacak altyapı sayesinde toplam 35 bağlantı noktası üzerinden aynı anda 32
konteyner gemisinin, limanda yükleme ve boşaltma operasyonları sırasında
karadan sağlanan elektrik enerjisine bağlanması mümkün olacaktır. Bu uygulama
ile gemilerin limanda aborda durumda iken yardımcı makinelerini çalıştırmasına
gerek kalmadan enerji ihtiyaçları karşılanacaktır. Söz konusu altyapı yatırımı,
Avrupa Birliği’nin limanlarda sera gazı emisyonlarının azaltılmasına yönelik
düzenlemeleriyle uyumlu olacak şekilde planlanmıştır. Bu çerçevede, FuelEU
Maritime Tüzüğü kapsamında 1 Ocak 2030 tarihinden itibaren 5.000 groston
üzerindeki konteyner ve yolcu gemilerinin, limanda bulundukları süre boyunca
kıyı elektriği veya eşdeğeri sıfır emisyonlu enerji çözümlerini kullanmaları
zorunlu hale gelecektir. Proje, bu düzenleyici çerçeveye uyumun sağlanması
açısından kritik bir altyapı bileşeni olarak değerlendirilmektedir.
Kıyı elektrik sisteminin devreye alınmasıyla birlikte, gemilerin limanda bekleme sürelerinde fosil yakıtla çalışan jeneratörlerini kapatmaları mümkün olacak; bu durumun yıllık bazda yaklaşık 96.000 ton karbondioksit emisyonunun azaltılmasına, gürültü kirliliğinin düşürülmesine ve liman sahası ile çevresinde hava kalitesinin iyileştirilmesine katkı sağlaması beklenmektedir. Aynı zamanda, liman çalışanları ve çevre yerleşimler açısından daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir çalışma ve yaşam ortamı oluşturulması hedeflenmektedir. Proje kapsamında kurulacak sistem, modüler ve ön-imalatlı çözümler kullanılarak kurulum süresini ve saha operasyonlarını minimize edecek şekilde tasarlanmıştır. Enerji altyapısı, SCADA tabanlı izleme ve kontrol sistemleri ile entegre edilerek enerji tüketiminin, bağlantı durumlarının ve operasyonel performansın gerçek zamanlı olarak takip edilmesine imkân tanıyacaktır. Ayrıca sistemin, yenilenebilir enerji kaynaklarıyla entegrasyona ve gelecekteki kapasite artışlarına uygun, ölçeklenebilir bir yapıda olması öngörülmektedir. Proje kapsamında gerekli sözleşmelerin 2025 yılı Aralık ayında tamamlanmasının ardından, altyapı çalışmalarının kademeli olarak yürütülmesi ve kıyı elektrik sisteminin 2028 yılının ikinci yarısında tam kapasiteyle hizmete alınması planlanmaktadır. Bu yatırım, sürdürülebilir liman işletmeciliği ve denizcilik sektörünün yeşil dönüşümü açısından örnek teşkil eden bir uygulama olarak değerlendirilmektedir.
Saygılarımızla,
Vapur
Donatanları ve Acenteleri Derneği
Emin
EMİNOĞLU
Genel
Sekreter
Dağıtım: Tüm üyelerimiz
