Menu

Aylık Yazı Dizileri

Denizcilik

Haziran 2007

DENİZCİLİK

Varlığının devamı ve gelişmesi için su ve su kaynak­larına bağımlı olan insanoğlunun büyük su kitleleriyle ilgilenmek ve onlardan yararlanmak düşünce ve davra­nışları, denizlerle ilişkisinin doğmasına neden olmuştur. Bu düşünce ile ihtiyaçların etkinliği ölçü­sünde denizle olan bağlantısı artmıştır. Toplulukların ve toplumların içinde yaşadıkları coğrafi ve doğal şartlar, denizlerle olan ilgilerini çıkarlara yönlendirmiş, çeşitlendirmiş ve genişletmiştir. Bu ilgi ve çıkarların başında genellikle beslenme, ula­şım ve mal mübadelesi sorunlarının çözümü yer almış ve öncelik kazanmıştır.

Denizcilik, denizlerin sağladığı sonsuz nimetlerden, imkanlardan ve kolaylıklardan yararlanma çabası ve uğ­raşısı olarak kabul edilmiştir. İlk insanın tarihi varlık alanına çıkışında deniz, akarsu ve göl gibi su alanları çevresinde veya yakınlarında yaşayan toplumlar yaşamak, varlıklarını sürdürmek için ilk önce su engelini aşacak çareler aramaya yönelmişler ve su üzerinde durabilecek araçların üretilmesi üzerinde çalışmak zorunda kalmışlardır.

Su kül­türüne sahip olan topluluklar, ilk olarak deniz yüzeyinde yüzerek sağlanan araçlı hareketi belirledi. Daha sonra ağaçtan yapılan sallarla denizin üzerinde açıkta ulaşımı sağladı. Zaman içinde ihtiyaca uygun olarak sallar birbirine bağlanmak suretiyle daha geniş araç üretildi. Durgun göl ve nehirlerde, kenar deniz ve kıyı bölgelerde kullanılabilen sal­lar, rüzgar veya akışı hızlı olan sularda güvenli bir araç değildi. Yaşadıkları bölgede bulunan mal­zemeler arasında en uygunu ağaçtı. Ağaç dalları veya çevredeki elverişli malzemeden iskeletler yapılarak şişirilmiş hayvan postlarından birleştirilerek şa­mandıralı sallar yapıldı. İnsan, yük ve en çok taş taşımada bu teknik geliştirildi. Zamanla ağaçtan yapı­lan iskeletler kayık şekline dönüştürüldü. Doğada bulunan malzemeye uygun olarak saz ve iplerin ince bir na­kış gibi dikilerek meydana getirilen araçların su üzerinde durması sağlandı ve zaman içinde ihtiyaçlara paralel olarak su üzerindeki hareketi geliştirildi. Bu gelişmeler, insanlığın hizmetine girdi, kabul gördü, yaygınlaştı ve uygulamaya konuldu.

Denizcilik ilk olarak ırmaklarda, göllerde başlamış, deniz kıyılarında yapılan seferlerden başlayarak okyanuslara doğru açılmıştır. Bu açılış deniz üzerinde gidebilen araçların yapılmasını, gelişmesini, teknolojiye dayan­masını gerekli kılmıştır. Kürekle başlayan, yelkenle hızlanan makine ile insan kontrolüne giren, teknoloji ile gelişen ve bu isimlerle deniz ulaşımında çağ değiştiren tarihi dönemler olarak isimlendirilmiştir.

Denizci devletler zaman içinde gemi teknolojisini geliştirerek hantal kadırgalar yerine, kalyonlar yapmaya başladı. Daha da önemlisi denizin, denizciliğin bir eğitim işi olduğunu bildiklerinden keşifler yapıldı. Yeni coğrafi gelişmelere bağlı olarak kitaplar yazıldı. Yazılan kitapları da kullanarak daha yeni bilgilere ulaşıldı. İlk yolculuklar­da en korkulan şey denizde kaybolmaktı. Gece-gündüz kullanılan denizler, çok uzun aşamalardan, onun sırlarını çözüp aktaranlardan, haritalardan ve pusuladan gelişen teknolojiden faydalanarak yeni bir yapıya kavuştu. Yolcu  ve yük gemilerinin taşıma kapasiteleri arttıkça, can ve mal güvenliği daha çok değer kazandı. Bu değerle­ri korumak için deniz yolu ile ticaretin daha güvenilir araçlarla desteklenmesini gerektirdi. Gemi seyir güvenliğinin sağlanması için önemli gelişmeler oldu ve Cayro pusula bulun­du. Kıyı bölgelerde telsiz kerteriz istasyonları kuruldu. Meteorolojik değişimleri önceden tespit için istasyon şe­bekeleri kuruldu.

Genel olarak, gemilerin yapıldıkları sırada ve sefere konuldukları zaman içinde belirli süreler sonunda veya bir deniz kazasından sonra, milletlerarası tanınmış “Klas Kurumları” kuruldu ve bu kurumlar tarafından gemilere mu­ayeneye tabi tutulma şartları getirildi. Sağlamlık derecesine ve yapılışında kullanı­lan malzemenin nev’ ine göre sınıflandırılarak bir “Klas Belgesi” verilme şartı getirildi. Bu belgedeki beyanlar, geminin o andaki klas durumu hakkında sahibine, sicil makamlarına, sigortacılara, taşıtanlara, geminin müşterilerine, resmi makamlara vb. ilgililere objektif bilgi verir.

Dünyamızın dörtte üçünü kaplayan denizlerin, göllerin ve akarsuların çeşitli besinlerin, enerjinin ve hammaddelerin bitmez tükenmez bir kaynak olduğunu insanoğlu gördü ve bu konuda teknoloji geliştirdi. Gelişen bu teknolojiye sahip olan, onu kullanabilenler, teknolo­jiyi kendi toplumunun kullanımına sunup geliştirenler, varlıklarını daha uzun süre devam ettirmişlerdir.

Tarihi süreçleri içerisinde devletlerin denizlerle olan ilgi ve çıkarları, denizlerin sağladığı nimet ve kolay­lıklardan yararlanma çaba ve uğraşısı veren girişimlerle ilişkileri genellikle üç yönde gelişmiştir.

1.) Devletin içinde bulunduğu coğrafi, demografik ve iktisadi özelliklere, jeopolitik ve jeostratejik şartlara göre deniz ve/veya denizlerle ve bunların karalar içerisindeki uzantıları ve su yolları ile ilgi ve çıkarları şeklinde görülür. Daha çok güç sağlama, sağlanan gücün korunması ve geliştirilmesi esasına dayanır. Bir veya birden fazla hudutları denizlerle çevrili olan bir devletin varlığı, varlığının korunup geliştirilmesi de denizle olan ilgisine ve denizden sağlayacağı çıkarlara bağlıdır. Deniz ve/veya denizler O’ nu bir "Deniz Devleti" yapacak güç ve imkanlar hazırlar. "Deniz Gücü” ne ve "Deniz Kuvvetleri” ne sahip kılar.
2.) Devlet fertlerin denizcilik ve deniz ticareti konularındaki girişimlerini, eylemlerini düzenleyici, yönlendirici, özendirici, destekleyici, koruyucu önlemlerin alınması, kolaylıkların sağlanması görev ve sorumluluklarını üstlenir. Bu hususlarda kendisini yetkili sayar. Görevlerini doğrudan yerine getirebileceği gibi özel girişimlerle ortaklıklar kurarak yerine getirir.

3.) Devletin doğrudan, kendi yetki ve sorumluluğunda, kendi kaynakları ile denizcilik hizmetlerini ve deniz ticaret işlerini üstlenmesidir. Bu durumda devlet, "Deniz Gücü” nü kendisi oluşturmaktadır, Fertler ancak devletin kurduğu kuruluş ve işletmelerde, kendilerine tanınan alanlarda ve hudutlar içinde denizcilik ve deniz ticareti ile uğraşabilirler.

İlk zamanlarda salla başlayan deniz taşımacılığı, daha sonra ağacı oymak suretiyle yapılan teknelerle devam etmiş, günün şartlarına göre gemi yapımı geliştirilerek ormana yakın deniz kıyılarına tersaneler kurulmak suretiyle gemiler inşa edilmiştir. 18. yüzyıla kadar sert ağaçlardan yapılan tekneler, yerini çelik teknelere bırakmıştır. Kürek ve yelkenle çalışan gemilerin 19.yy başlarında buhar makinesinin devreye girmesiyle yerini buharlı gemilere, 20.yy da motorun devreye girmesiyle de buharla çalışan gemiler, yerlerini motorlu gemilere bırakmıştır. Günümüzde, çağdaş teknoloji ile geliştirilen ve son sistem cihazlarla donatılmış modern gemilerle deniz taşımacılığı yapılmaktadır.

Denizcilik, birçok mesleği içinde barındıran güçlü bir çalışma alanıdır. Başta Gemi olmak üzere Gemi Acenteliği, Gemi İnşa Sanayii, Deniz Ticaret Filosu, Balıkçılık, Deniz Turizmi, Yatçılık ve Marinacılık, Sualtı ve Su üstü  Sporları, Cansız Sualtı ve Su üstü Kültür Varlıkları, Kruvaziyer Turizmi, Kumculuk, Bakım ve Onarım, Yakıt-Kumanya ve Malzeme ikmalciliği, Limancılık, Sigorta ve Gözetim işletmeciliği vb birçok meslek dalları ortaya çıkar ve bunların tümü ülkenin Denizcilik alanında faaliyet gösterirler.

Bugün denizci devletler, deniz hukuku düzeni içerisinde modern gemileriyle başta Okyanuslar olmak üzere bütün denizlerde, büyük su yollarında, boğazlar ve kör­fezlerde kendi bayrağını taşıyan gemileriyle Denizcilik alanında büyük mücadeleler vererek faaliyetlerini sürdürmektedir.
Ulu Önder 1937 yılında söylediği; “Herhangi bir kişinin yaşadıkça memnun ve mutlu olması için gerekli olan şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır,” sözüyle bizlere, Denizcilik ve diğer alanlarda “gelecek nesiller için” güzel eserler  yapmamızı ve  bırakmamızı adeta emrediyor.    

Ruhi Duman
Bostancı, 12 Haziran 2007